"cras amet qui numquam amavit feles, quique amavit cras amet feles..."

Parkta Bahar

5 Nisan 2012 Perşembe

Parkımıza bahar geldi!






Uzun ve çok soğuk bir kışın ardından nihayet bahar yüzünü gösterdi. Bu kış yıllardır olmadığı kadar soğuk geçti. Tabii bizlere bir şey olmuyor, en fazla sıcacık evimizde otururken doğal gaz faturası veya trafik için kaygılanıyoruz. Ama biz hayvanseverlerin  içi kışın hiç rahat değil. Karlı gecelerde zavallı sokak hayvanlarının nerede uyuduğunu, üşüyüp üşümediğini düşünmekten uykularımız kaçıyor. Her gün parktan ayrılırken "acaba bu kedilerin, köpeklerin hangisini son kez görüyoruz? Yarın hangisi eksilmiş olacak?" diye kaygıyla ayrılıyoruz.

Neyse ki bu kışı, karın ilk bastırdığı gün kaybettiğimiz Çinçin'den sonra bir kayıp vermeden atlattık. Artık geceler ılık, hayvanları düşünerek uykumuz kaçmıyor. Ama baharla birlikte ilk yavrular da kıyıda-köşede belirmeye başladı.

Kadrolu kedilerimizden şehla Tırmık on gün önce anne oldu. Yavrularının yerini bilmiyoruz tabii, ama yeniden doğum öncesi kilosuna kavuşmuş durumda. Parkta her gün iki posta yemek yiyor; yemek ne kelime, elektrik süpürgesi gibi çiğnemeden yutuyor sanki! Yavrular bütün gücünü emiyor olmalı.

Bugün parkta ilk kez gördüğüm dört yavrulu bir anne ile karşılaşınca şaşırdım. Anne kediyi ilk kez görüyordum. Üstelik Arap Kadri de yavruların kutusunun başından ayrılmıyordu. Anne kediyi besledim, Kadri de karnını doyurdu birlikte. Su kabına taze su koydum. O sırada yerde açılmamış bir kutu süt görünce çok şaşırdım, ama hemen açıp onu da boş bir tabağa koydum. Önce Kadri, ardından da anne kedi doya doya içtiler. O sırada ben de yavruların gözlerini kontrol ettim, çünkü böyle durumlar için cebimde hep antibiyotik damla taşıyorum. Ama neyse ki dört yavrunun da gözleri pırıl pırıldı.
 


Bu kedi ailesinin bugüne kadar gözüme çarpmamasına şaşırdım önce. Sonra mesele anlaşıldı: Anne kedi dört yavrusunu bir büroda dünyaya getirmiş, onlar da birkaç hafta bekleyip yavruları ve anneyi dün parka taşımışlar. Bundan sonra benim elim de üstlerinde olacak. Yalnız kutunun yanına bıraktığım kuru mamalara gelen kargaların yavrulara zarar vermesinden korkuyorum.


Bu yavrunun kulaklarını ve yüzünü görünce aklımıza gelen ilk isim "Merlin" oldu :) 
Kedilerimiz de ilkbaharın gelmesinden çok memnun. Aşağıda Melek erotik bir pozda güneşleniyor:
Melek bu pozu verdikten bir gün sonra parktaki bir sığınağın içinde anne olarak bize sürpriz yaptı. Şimdilik iki yavru seçebildim, biraz büyüyünce daha iyi görebileceğimi umuyorum. Tabii Melek yavruları taşımazsa..


Önde Misty, arkada Tırmık, yemek sonrası güneş banyosunda. 
Misty:

Misty'nin hikayesi de ilginç: Dört ay kadar önce, bir gece geç saatte apartmanın içinde bir kedi miyavlaması duyduk. Tabii ilk aklımıza gelen, o zamanlar henüz hayatta olan Çinçin'in yine bahçede üşüyüp içeri sığınmak istediği oldu. Komşularımızdan birinin bu sesi duyarsa ilk yapacağı şeyin zavallı Çinçin'i tekmeyle sokağa kovmak olacağını iyi bildiğimden, kediyi dışarı çıkarmak üzere apartmanı dolaştım, ama ortalıkta kedi görünmüyordu. Başka birinin benden önce davrandığını düşünerek eve döndüm. 
Ertesi sabah saat beş civarı kapımızda canhıraş bir miyavlama ile uyandım. Pijamalarla kapıya koştum, ama kapıyı açtığımda karşımda Çinçin değil, ancak dört aylık, gri-beyaz bir yavru kedi oturuyordu. Bizim kapıyı nasıl bulmuştu? Kedileri besleyenin biz olduğumuzu nasıl anlamış olabilirdi? Aklıma gelen tek açıklama hassas burnunun evdeki kedimiz Karamel'in kokusunu almış olabileceğiydi. Zaten miyavlama sesini duyan Karamel de kapıya benimle birlikte gelmişti. Karşısında kedi yavrusunu görünce ilk düşüncem "yavrunun işi bitti! Onu Karamel'in elinden nasıl kurtaracağım?" oldu, Çünkü Karamel ne kendi cinsine, ne de insan türüne acıması olan bir kedi değildir! Fakat tuhaf biçimde, Karamel Misty'yi kokladı ve muhtemelen içinin derinliklerinde kalmış olan annelik duygularıyla yavruya bir şey yapmadı. 
Ne kadar istesem de yavruyu içeri alamazdım. İlk şaşkınlığı atlattığında Karamel'in tavrı değişebilirdi. Misty'yi derhal hırkamın içine sardım, her daim kapının yanında duran sepetten bir kutu yaş mama kaptım ve koşarak bahçeye indim. Sabaha karşı herkes uyurken o zamanlar bahçede beslediğim tüm kediler toplandı (Çinçin ve Yadigar'ın uğradığı felaketlerden sonra kedileri bahçede beslemeyi kestim, köpeklerin ve insanların saldırısına açık hale geliyorlar). Kahvaltı sofrasını kurdum, minik gri yavrunun aç kalmaması için de başlarında bekledim. Yemek bitince onları bahçede bırakarak yukarı çıktım.
Ne o gün, ne de izleyen aylar boyunca yavruyu bir daha görmedim. Hatırladıkça içim sızlıyordu, onun da daha büyüyemeden öldüğünü düşünmeye başlamıştım.
Aradan dört ay geçti. Bir hafta önce bir akşam üstü yandaki apartmanın bahçesinden yine canhıraş bir miyavlama yükseldi. Ben yavru bir kedi ararken, karşımda artık büyüyüp delikanlı olmuş olan Misty'yi gördüm! Yaşadığına hem çok sevinmiştim, hem de bu kadar aydır, karda kışta nerede saklandığına, ne yiyip, ne içtiğine aklım ermemişti. 
Yine yaş mamayı kapıp aşağıya indim, ama Misty yandaki apartmanın bahçesinden çıkmıyordu. Ben kapıda "pisi pisi" diye çağırınca, o sırada yeni anne olmuş olan Tırmık da meraklanıp geldi ve bahçeye girip Misty'yi koklamaya başladı. Bu sırada yandaki apartmanın temizlik görevlisi Ahmet Nal isimli şahsiyet bir yerlerden fırlayarak kedilerin yanına koştu ve bütün gücüyle zavallı Tırmık'a bir tekme salladı. Neyse ki Tırmık son saniyede kendini kenara attı da hassas karnını hedefleyen tekmeden kurtuldu. "O hayvan yeni anne oldu, ne kadar vicdansızsınız" diye bağırınca da Ahmet Nal "bu hayvanları siz alıştırıyorsunuz bahçemize, ne diye çağırıyorsunuz" diye bağırmaya başladı. Ona tam aksine kediyi dışarı çıkarmaya çalıştığımı, yemeği parkta vereceğimi anlatmaya çalıştım, ama karşımdaki insan değildi zaten. Zavallı Misty de korkuyla kaçıp bir yere saklandı ve tabii o geceyi de aç geçirdi.
Neyse ki sonunda Misty parkta kurduğumuz sofraları öğrendi. Gerçi parktaki kediler onu henüz aralarına almıyorlar, ama götürdüğümüz mamalar hepsine yetiyor. Aşağıda Misty güneşleniyor:

Yeni yüzler: 
PumaSu aşağıdaki bir apartmanın bahçesinde yaşıyor, ama bizim park sofrasına arada bir katılıyor. O gelmezse biz ona gidiyoruz. Son haftalarda karnı doydukça serpildi. Gördüğünüz gibi tam bir pumaya benziyor ve olağanüstü güzel, sürmeli yeşil gözleri var: 
Bu küçük kız da Hediye'nin kardeşi, yani Yadigar'ın baldızı oluyor. Yüzüne ve rengine baktık ve aklımıza gelen ilk isim "Kurt" oldu. Yüz ifadesine aldanmayın, son derece sıcak kanlı ve ağırbaşlı bir kız. Bir köşede yemeğini yiyor, ayağımıza sürünerek teşekkür ediyor ve gidiyor.

 Bu bembeyaz, uzun tüylü, bebek yüzlü kedicik grubumuza bir ay kadar önce katıldı. İlk bakışta güzelliğine aldanıp onu dişi sandık. Erkek olduğunu ancak dün güneşte yuvarlanırken fark ettik! Tabii bu erkek güzeline isim olarak "Adonis" uygun düştü. Huyu da yüzü gibi güzel, son derece sevecen bir kedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder